Akşehir
Akşehir, İç Anadolu Bölgesi’nde, Konya İline bağlı bir
ilçe merkezidir. Sultan Dağları eteklerinde yer alan ve
yüzölçümü 105 km2 olan ilçe; kuzeyde Yunak, doğuda Ilgın
ve güneyde Doğanhisar ve Isparta, batıda ise, Afyon ile
çevrilidir. Akşehir, verimli toprakları ve bu toprakları
değerlendiren gölü ile şirin bir ilçedir. Ayrıca, gülmece
sanatımızın simgelerinden olan Nasreddin Hocanın yaşamının
geçtiği yerdir
Akşehir, doğal, tarihi ve folklorik değerler
açısından zengin kaynaklara sahiptir. Bu zengin çeşitliliğin
turizme yansıması ve yörenin turizmden aldığı payın artırılması
gerekmektedir. Değişen turist profilinin, çevreye duyarlı
ve kültürel özelikli yörelere ilgisi giderek artmaktadır.
Dünya Turizm Örgütünün(WTO) 2000 yılı sonrası tahminleri
de bu yöndedir.
Akşehir yöresi başta Nasreddin Hoca Türbesi olmak üzere,
Seyyid Mahmut Hayrani Türbesi, Seyyid Yunus Türbesi, Turabi
Türbesi, Nimetullah Nahcivani Türbesi, Hacı İbrahim Sultan(Şeyh
Hasan) Türbesi vb. eserlere sahiptir. Söz konusu bu türbelerden
özellikle Nasreddin
Hoca, Seyid Mahmut Hayrani ve Hacı İbrahim Sultan Türbelerinin
binaları, sanduka ve çinileri ile tarihi ve arkeolojik
açıdan büyük önem arz eden eşsiz Türk-İslam sanatı örneklerindendir.
Akşehir’de Selçuklu dönemine ait Ulu Camii, Altunkalem
Mescidi,Güdük Minare Mescidi. Küçük Ayasofya Mescidi,
Taş Medrese Mescidi, Kızılca Mescidi, Kileci Camii, Hacı
Hamza Mescidi, Kalaycı Mescidi, Tahtakale Mescidi vb.;
Osmanlı dönemine ait en önemli eser ise Hasan Paşa İmaret
Camii, eşsiz mimari özellikler gösteren önemli eserlerdir.
Akşehir’deki diğer önemli bir eserde, günümüzde Arkeoloji
Müzesi olarak kullanılan Selçuklu dönemi mimari eserlerinden,
Sahip Ata Fahrettin Ali tarafından yaptırılan ve çeşitli
kaynaklarda belirli bir dönemde Darüşşifa olarak da kullanıldığı
söylenen Taş Medrese külliyesidir.
Yörenin sahip olduğu eserlere ayrıntılı olarak değinmekte
fayda vardır:
Nasreddin Hoca Türbesi: Nasreddin Hoca
Mahallesinde, 80 dönümlük bir mezarlık içinde bulunmaktadır.
Mezar taşında Hocanın ölüm tarihi olarak 1284 bulunmaktadır.
Fakat türbenin Selçuklular zamanındaki durumu hakkında
bilgi bulunmamaktadır. Ancak eski sütunlar üzerinde Yıldırım
Beyazıd’ın komutanlarından Mehmed’in 1393 yılında türbeyi
ziyaret ettiğine dair bilgiler bulunmaktadır
Türbenin mimari açıdan çok fazla bir değeri olmamasına
rağmen, Nasreddin Hocanın nüktedanlığı temsil etmesi açısından
önemlidir. Türbe aslı itibariyle ahşap yapılmışsa da 1905
yılında yapılan tamirle mermer sütunlar ve mermer sanduka
yapılmıştır.
Seyyid Mahmut Hayrani Türbesi: Yöredeki en önemli
mimari eserlerdendir. Bina tipik Selçuklu türbelerinin
karakteristik özelliklerini sergilemektedir. Fakat taş
bina içindeki ahşap kapı(Akşehir Taş Medrese Arkeoloji
Müzesi), ve türbede meftun olan üç kişi için yaptırılmış
olan ve Selçuklu dönemi ahşap işçiliğinin doruğa çıktığı
sandukalar (Süleymaniye Türk İslam Eserleri Müzesinde)
paha biçilemez değerdedir.
Hacı İbrahim Sultan Türbesi: Akşehir’in
3 km. kuzeyindedir. Etrafı duvarlarla çevrilmiş bir avlu
içerisindedir. Dış duvarları düzgün mermer bloklarla kaplıdır
ve yine mermerden işlenmiş olan pencere levhası dikkati
çekmektedir. Türbenin sandukası sonradan konulmuş sıradan
bir sandukadır. Orijinalinin Hicaz demir yolu yapılırken
çalındığı ve İsviçre’de olduğu çeşitli kaynaklarda geçmekte
ve bu konuda resmi makamlar gerekli girişimlerini sürdürmektedirler.
Taş Medrese Külliyesi: İlçedeki tek medrese
Selçuklu döneminde yapılmış “Sahip Ata Fahreddin Ali Külliyesi”dir.
Medrese, türbe. mescid, imaret, hamam, hanigah (sosyal
tesis, genellikle konaklama için), çeşme ve kütüphane
olmak üzere tam teşekkülü bir külliyedir. Taş Medresede
bugün; hanigah, imaret, çeşme, hamam ve kütüphane ayakta
değildir. Fakat buna rağmen Selçuklu dönemi en önemli
mimari eserlerinden ve varolan bölümleri ile de eşsiz
bir yapıdır. Günümüzde onarım nedeniyle ziyarete kapalı
olan ve arkeoloji müzesi olarak kullanılan medresede;
Neolitik dönemden günümüze kadar çeşitli arkeolojik eserler
müzede koruma altına alınmıştır. Özellikle Bizans, Roma,
Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait eşsiz örnekler dikkati
çekmektedir
Ulu Camii: Bazı eserlerde “Sultan Alaaddin
Camii” olarak da geçen Ulu Camii 1213 yılına tarihlenen
Selçuklu döneminin karakteristik özelliğini gösteren en
önemli eserlerdendir. Eser klasik Selçuklu eserlerinde
görülen kubbesiz düz çatılıdır. Eserin en önemli özelliği
minaresindeki firuze süslemelerle, mihrabının çini mozaik
süslemeleridir.
İplikçi Cami: Ulu camii ile aynı dönemin
özelliklerini sergileyen eser, günümüze kadar çok sayıda
onarım geçirdiği için, ilk özelliklerinden çok şey kaybetmiştir.
Ulu camii ile aynı mimari özeliklere sahip ve hemen hemen
aynı büyüklüktedir.
Akşehir Evleri: Toplumların en önemli kültürel varlıklarını
oluşturan alanlardan olan mimarlık ve kentsel miraslarımız
göç hareketleri, şehirleşme ve rant ekonomisinin baskılarıyla
savunmasız kalmakta kimliklerini yitirmektedirler. Kentlerin
kendine özgü kimliği, tarihi süreç içinde toplumsal olgular,
kültürel ürünler, doğal çevre olanaklarının değerlendirilmesi,
insanlar arasındaki iletişim olgusu içinde: bina, sokak
ve meydanların özel bir yerde düzenlenmesiyle ortaya çıkar.
Sit alanı olarak tanımlanan bu oluşum Akşehir’de çok özgün
bir nitelik göstermektedir. (Bektaş, 1992 s.5-15)
Sıra evlerden oluşan sokakların dokusunu, bazen yan yana,
bazen sırt sırta, bazen birer atlayarak oluşturulmuş bahçe
ve avlular belirler. Bu avlular, doğayı kentin yaşamıyla
birleştirir. Evlerin yarı özel nitelikteki sahanlıklı
girişleri, özgün kapı çözümleri, cumbaları, sokakların
ve şehrin kimliğine özellik ve çeşitlilik katmaktadır.
Akşehir sit alanı içindeki kentsel dokuya zenginlik katan
evler üslup açısından üç grupta toplanabilir. Birinci
grupta klasik Anadolu evleri olan 1-2 katlı düz toprak
damlı, kerpiç yapılı erken dönem bahçeli evler; ikinci
grupta. Osmanlı dönemi yapı geleneğinin tipik örneği olan,
2-3 katlı kırma çatılı, kiremit örtülü, cumbalı, taş su
basmanlı evler; üçüncü grupta ise Barok üslup özellikleri
taşıyan, yuvarlak, süslemeli pencere ve kapı düzeni olan,
üçgen alınlı, kırma çatılı, geç dönem evler yer almaktadır
Ortaya çıktığı dönemin teknik, ekonomik, sosyal ve kültürel
değerlerini yansıtan; içinde yeşerdiği toplumun uygarlığının,
becerilerinin, bilgilerinin göstergesi ve tarihi belgeleri
olan bu varlıklar, yöre için en önemli turistik potansiyeldir.
Konya’da Konyalı Türk ailelerinin asırlardır deneyerek
yaptığı en güzel ve rasyonel çizgilerine getirdiği ev
tipi kaybolmaya yüz tutmuştur. Konya için oluşturulacak
“Özel Koruma” politikası ile birlikte şehrin tüm tarihi
dokusu da canlandırılabilir.